Sevgili hemşehrilerim;Şimdi size bir rüya anlatacağım. Sıkılmadan okursanız, seveceğinize eminim. Benim gibi yaşı ellibeşi geçen insanların seveceğine ve hatta geçmişe tatlı bir yolculuk yaptıklarını düşünerek mutluluk duyacaklarına inanıyorum. Yaşı daha genç olanların da güzel bir öykü dinlediklerini kabul edeceklerini ve düşündürücü bulacaklarını biliyorum.Rüya ya bu! Birden küçülmüşüm. Sekiz, dokuz bilemediniz on yaşımdayım. Köyde çatılı ev yok denecek kadar az. Baharda kaştan kaşa atlayarak uçurtma uçuruyoruz. Hey tahtaları çok uygun uçurtma için. Yaz gelmiş, kağnı gıcırtısı çokça duyulur olmuş. İnsanlar arı gibi çalışıyor. Bazı günler aşağıçanıda, bazı günler aşağı harmanda, bazı günler de yalnız söğütte kimimiz öküz, kimimiz at güdüyoruz. Etrafta hiç pet şişe, naylon poşet veya naylon çuval atığı göremezsiniz. Su taşımak için testi, bir şeyler taşımak için kese kağıdı, file veya pamuk çuval kullanıyoruz. Suni gübre kağıt çuvallarda satılıyor. Filtreli sigara halen icat edilmemiş, ya da biz bilmiyoruz ki etrafta sigara izmariti olsa da ilk yağmurda yok olup gidiyor. Naylon ambalajlarda kuru yemiş, bisküvi ve çikolata benzeri yiyecekler bulamazsınız, en güzel eğlenceliğimiz olan şak-şak şeker (akide) Seyfettin amcada kağıt külahta satılıyor. Yani kısaca çevremizi ve doğayı kirletecek hiçbir şey kullandığımız eşyalar arasında yer almıyor. Barajların ikisi de halen yapılmamış. Köy çayı bayat boğazından aşağıçanı mevkiine kadar yaz kış kurumadan akıyor. Kış aylarında insana geçit vermiyor, yaz aylarında da zor geçiliyor. Yaz günleri kullanılan en az altı ya da yedi ark dolu, dolu akıyor, bütün yazı boyunca sebze yetiştiriliyor. Çay boyunca oluşan göletlerde yüzüyor, hatta suyundan içebiliyoruz.Köyde halen hiç traktör yok. Domates tarlalarından kasalar merkeplerle yol kenarına çıkarılıyor, akşam kamyonlara yüklenip Ankara’ya götürülüyor. Her yerde traktör yolu veya izi yok, yaya olarak veya merkeple gidiliyor, her taraf yemyeşil. Dolu, dolu akan arklardan gün boyunca sebze tarlaları sulanıyor, geceleri sular genellikle çayırlara veriliyor. Çay boyunca her tarafta yemyeşil çayır var. Çayırlar yılda iki sefer biçiliyor. Birinci biçim yaz çayırı, ikinci biçim güz çayırı olarak isimlendiriliyor. Göklenin dere mayıs, hatta bazı yıllar haziran ayına kadar tertemiz, pırıl, pırıl akıyor. O derenin etrafı kesinlikle kokmuyor, naylon torba ve pet şişe atılmıyor, sanki çöplükmüş gözüyle bakılmıyor. Çoğu evde en az 30-40 koyun bulunuyor, bir veya iki kömüş besleniyor. Hele o kömüş sütünden yapılan tereyağı ve yoğurt yok mu? Ekmeği közde ısıtıp, üzerine tereyağı, sarımsak ve kiyman sürüp yemeye bayılıyoruz. Domates toplayıp, kasalara döşemekten yorulmuşuz. Ya aşağıçanıdaki, ya dörtdölümdeki, ya da çayırpınarındaki eşmeden buz gibi su getirip, torba yoğurdu ile ayran yapıp, içine soğuk bazlamayı bükerek goyurtmaç haline getirip, yanında lahana yaprakları üzerine çakı ile kesilmiş domates ve yeşil soğan ile yemek yemekten çok hoşlanıyoruz. Bu eşmelerden gün gelip bazılarının baraj altında kalacağı, bazılarının kuruyacağı ve bazılarının da kirleneceği şeytanımızın bile aklına gelmiyor. Garabulda bile nerede olursan ol, en fazla 5 dakika yürüme mesafesinde bir eşme bulabiliyor ve çalışırken içecek suyumuzu getirebiliyoruz. Gün olup, içecek temiz suyu Bayat köyünde arayacağımız yine o günlerde rüyamıza bile girmiyor. Hele o yoza saldığımız atları getirmek için dağa gitmek var ya? Bayılıyorum babamla beraber o işi yapmaya. Sabahtan yola koyuluyoruz. Öğleye doğru göl yaylasına varıyoruz. Kısrakları yakalamak için birkaç saat koşturuyoruz ve akşama geriye dönüyoruz. Halen bahar olduğu için dağdaki o güzellik içimizi açıyor. Her taraf yemyeşil, kekik kokuyor, bazı dereler hala az da olsa akıyor. Dağdaki büyük gölde hala su var ve hayvanlar oradan su içiyor. Zira kışları çok güzel kar, baharda da güzel yağmur yağıyor. Kış aylarında kar yağışından bahsedince, o bembeyaz, insan beline kadar yağan karlardan bahsedeyim. O kadar kar yağıyor ki; kaşlardan kar küreniyor, evlere girebilmek için kar içinden yol açılıyor. Bunun sonucunda da yaz aylarında bile çay ve dereler sürekli akıyor, hiç kurumuyor ve eşmelerde yılın dört mevsimi tertemiz su bulunuyor.Şimdi her köye gelişimde, yalaklıktan köye doğru bakarken, bu ve buna benzer rüyalarımın bir kısmını hatırlıyorum ve derin, hem de çok derin bir nefes alıyorum! Bizden sonraki nesillerin de böyle rüyalar görüp derin nefes almamaları için, köyümüzün temiz kalan köşelerine iyi bakalım, kirletmeyelim, gittiğimiz yerlere çöplerimizi atmayalım. Kısaca köyümüze iyi bakalım, su kaynaklarımızı tasarruflu kullanalım ve etrafımızı kirletmeyelim değerli hemşehrilerim. Artık bundan sonra şehirleşme süreci de başladı. Çevremizin temiz ve doğal kalması için daha da dikkatli olmamız gerekiyor. Hepinize sonsuz selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.Hüseyin Hadi GÖK
Son Güncelleme ( Pazar, 21 Eylül 2008 02:13 )