TSK’nın üst düzey dört komutanının istifasından sonra medyada yapılan ve bazıları “karpuz” kadar sulandırılan yorumlar nedeniyle, bir yorum da ben kaleme almak istedim.
Batıda demokrasiye geçiş uzun, kanlı ve sancılı olmuştur. Bunu biliyoruz. Rönesans ve reform süreçlerinin yaşanması gerekmiştir. Fransız ihtilali yaşanmıştır. Demokrasinin önündeki son engeller Hitler, Mussolini ve Franko rejimlerinden kurtulmak Avrupa’da ne kadar kanın akmasına neden olmuştur bir hatırlayalım.
Türkiye’de durum böyle değildir. Demokrasi için bu kadar uzun süreç yaşanmamış ve bu kadar kan akmamıştır. Kansız ve acısız demokrasiye geçişi ulu önder Atatürk ve onun silah arkadaşları önderliğindeki Türk Ordusu başarmış ve ulusumuza bunu “armut piş, ağzıma düş” kolaycılığı biçiminde hediye etmiştir. Demokrasimiz bu günkü koşullara ve düzeye geldiyse eğer, bunda Türk Ordusunun payı yoktur diyemeyiz.
Son istifalar üzerine basında çıkan birçok yorumda; TSK’nın sivil siyaset karşısındaki yaklaşık 90 yıllık gücünün azaldığı ifade edilmektedir. Mademki TSK sivil siyaset üzerinde bu kadar etkili ve güçlüydü 90 yıldır, o zaman bugünkü demokrasimizi Türk Ordusuna rağmen bu şekilde geliştiremezdik. Demokrasimizin çok gelişmiş olduğunu “demokrasi mevsim normallerinin üzerinde” şeklinde manşet atan ve taraftarlarına duyuran gazetelerden de anlamak mümkündür.
Tamam Ordumuz zaman zaman darbeler yapmış ve malesef sivil siyasetin geçici olarak önünü kapamıştır. Ama her seferinde, hem de birkaç yıl içinde, seçimleri yaptırarak Türk Ordusu yönetimi yeniden sivil siyasete bırakmıştır. Hiçbir zaman Suriye’deki Esat, Libya’daki Kaddafi ve eski Irak’taki Saddam rejimine benzer bir rejim merakı içinde olmamıştır. Onlar Atatürk’ün öğrencileri olduğu için böyle bir şey olması zaten mümkün değildir. Ama hep başka bir şeyden çekinmişlerdir bence. Ben de aynı şeyden çekiniyorum ve onları anlıyorum. Demokrasi, başka bir akım ve ideoloji tarafından bir sıçrama tahtası olarak kullanılır mı acaba diye endişe etmişlerdir ve bence Türkiye de bu endişeyi taşıyan çok insan vardır. Dünyada bunun örnekleri de yok değil. Mesela, Almanyada Hitler demokrasinin hoşgörüsü içinde büyümüş ve sadece Almanyanın değil, tüm Dünyanın başına bela olmuştur.
Demokrasinin sadece seçim ve seçimler sonunda çoğunluğu elde eden grubun her istediğini yapabildiği bir rejim olmadığını hepimiz biliyoruz. Çoğunluğu elde eden grubun başta hukuk olmak üzere, insan haklarına, bilime, ilime ve akla uygun hareket etmeleri gerekmektedir. Bu kavramlar evrensel kabul görmüş biçimde algılanmalı, yoksa çoğunluk kendi hukukunu, kendi bilimini ve kendi ilmini yaratmamalıdır. Gerçek demokrasi o zaman ortaya çıkmaktadır. Eğer ordumuz zaman zaman sivil siyasete müdahale etmişse, kanımca gerçek demokrasinin önünün kapatılacağı endişesinden yola çıkmışlardır diye düşünüyorum. Ordunun içinde bunu paranoya düzeyine getiren insanlar maalesef olmuş olabilir. Ama, sonuçta ben şuna inanıyorum. Eğer ulu önder Atatürk ve onun arkadaşları olmasaydı, onların önderliğindeki Türk Ordusu olmasaydı, Türkiye’de Cumhuriyeti ve Demokrasiyi kurmak ve yerleştirmek ve de bu güne getirmek mümkün olmazdı diye düşünüyorum. Ama belki bir cumhuriyet olurdu da, nasıl bir cumhuriyet olurdu, nitelikleri ne olurdu, onu bilemiyorum.
Buraya geçenlerde Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanan bir yorumdan bir paragraf eklemek istiyorum. Bu endişeyi taşıyan sadece ben ve Türkiye’deki bir kısım insan olmadığını ve yurtdışı bazı yorumcuların da aynı endişeyi taşıdığını göreceksiniz. "Erdoğan, ordunun omurgasını kırmayı başardı. Ordu, iktidardaki AKP’ye teslim oldu. Artık cuma akşamından sonra TSK’nin konumu, yaklaşık 100 yıllık bir sürede olduğu gibi kalmayacak. Recep Tayyip Erdoğan, altı hafta önce üçüncü kez seçilmesinden ve kendisine eleştirel yaklaşan ordu yönetiminin gitmesinden sonra, gücünün doruğuna ulaşmış oldu. ANCAK DEMOKRASİNİN KAZANIP KAZANMADIĞI, DAHA SONRA ANLAŞILACAK."
Avrupa birliği katılım süreci ve tek kutuplu dünyada, yaklaşık 90 yıllık demokrasi tecrübesi olan Türkiye gibi bir ülkede, artık darbeler devri bence geride kalmıştır. Tek temennim inşallah bundan sonra gerçek demokrasi gerçekten kazanarak yoluna devam eder.
-

Sevgili kardeşim Silahlı Kuvvetler'de yaşanan istifa depremiyle ilgili tutuklu bulunan komutanların eşleri ve çocuklarından açıklama geldi.bu sözler herşeyi ve endişenizi anlatıyor sanırım.
31.07.11 14:21
Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının emekliliklerini istemeleri üzerine, komutan yakınları ve eşlerinden yorum geldi.
Orgeneral Çetin Doğan'ın eşi Nilgül Doğan:
Bu kararın son derece saygın bir karar olduğu kanısındayım. Artık korkulacak bir şey kalmadı.Bu son noktaydı.Komutanlarının evlerinin arandığı ilk günlerde bu istifalar yapılsaydı daha şık olurdu.
Özden Örnek'in eşi Sevil Örnek:
Hiçbir yorumum yok.Yaşanılan şeyleri aklım almıyor.Böyle bir ülkede yaşadığım için utanıyorum.
Dursun Çiçek'in kızı İrem Çiçek:
Askerin tasfiyesini akıllarına koymuşlar.Bu zihniyetle hareket edenler bu istifalardan zaten etkilenmedi.Hiçbir şey olmamış gibi bir durum var.Biz kendi askerimizi vuruyoruz.





